Yaylanın Soğuk Suyu

Yaylanın Soğuk Suyu

SHARE:

Karadeniz yaylalarında geçen çocukluğunun üzerinden çok fazla zaman geçmemiş, üniversite hayali kuruyorken mutluluktan gözleri parlayan ama hızla atan...

Karadeniz yaylalarında geçen çocukluğunun üzerinden çok fazla zaman geçmemiş, üniversite hayali kuruyorken mutluluktan gözleri parlayan ama hızla atan yüreğinde bu yaylalardan uzakta olmanın ağırlığını taşınan devasa yaraymışçasına hisseden bir genç düşünün.

Bu genç adam ve ailesi, içerisinde yaşayan insanları adeta değirmenmişçesine öğüten ve sonunda bitiren ama dünyanın en güçlü uyuşturucu maddesinin yanında saygıyla eğilip biat edebileceği derecede bağımlılık yapabilen büyülü şehir İstanbul’dan gelen konukları ile dolaşıyorlar yaylaları. Aylardan Temmuz, son yılların en sıcak yazlarından biri yaşanıyor yurt genelinde diyor ana haber bültenleri ve sağlık uzmanlarının sıvı tüketiminin önemine dikkat çektiği mevsimsel şeylerle devam ediyor.

Hal böyleyken yurdun kalanında, tertemiz ve serin havası eşliğinde buz gibi sularıyla karşılıyor yayla misafirlerini. Doğanın karşılık beklemeksizin sunduğu güzellikler içerisinde yürüdükleri sırada genç soruyor, oldukça iyi bir okuyucu kitlesine sahip ulusal gazetelerden birinde editör olan misafirlerinden birine.

– Ağabey neden yapmıyorsunuz tanıtımını buraların. Hem bölge halkı için de güzel olmaz mı? Göçün de önüne geçilmiş olur.

Bırak buraların da tanıtımı yapılmasın. İnsanlar bu güzelliği de diğerlerine yaptıkları gibi kirletmesinler şeklinde aldığı cevaba çok şaşırıyor genç. Nasıl yani! Böylesine bir güzelliği dahi yok edebilecek kadar vicdansız mı insanoğlu. Olmamalı, olamamalı.

Evet aldığı o cevap karşısında şaşıran genç bendim ve bu anımı hatırlamama sebep olan ise bir valimizin, yaylalardan birine Araplar tarafından bilmem kaç milyon dolarlık yatırımla tatil köyü yapılacağını duyurduğu  açıklamayı konu alan bir haberdi. Bu haberin ardından biraz daha kurcaladım interneti ve başka yaylalarda da yapılması planlanan bazı projelerle karşılaştım.

Sonra ne mi oldu birden beynimde şimşek gibi çakan iki kelime “yeşil yol”. Hayır hayır o çok severek izlediğiniz ve arkadaşlarınıza tavsiye ettiğiniz Frank Darabont filmi değil. Karadeniz yaylalarını birbirine bağlaması için yapılması planlanan yol. Bu iki kelime karşısında ürperiyorum. Çünkü gençliğimde kendime sorduğum sorunun cevabını biliyorum artık; Evet, böylesine bir güzelliği dahi yok edebilecek kadar vicdansız insanoğlu.

Yapmayın devletin büyükleri yapmayın. Oralar hala yeşilse yol olmadığı için yeşil. İlla yapacaksanız doğaya saygı duyarak ve bunu böyle yapacağınıza insanları inandırarak yapın. Böyle yapın ki o yeşil yol tıpkı John Coffey’nin elektrikli sandalyeye yürüdüğü yol gibi yaylalarımızı idama götürmesin.

Bu söylediklerimin de bir ricadan çok tavsiye olduğunu bilerek oturup düşünün.

Neden mi?

Yaylanın soğuk suyu başka suya benzemez, bir çağlamaya başlarsa önünde ne olduğuna bakmaksızın yutar da ondan…


COMMENTS

WORDPRESS: 0
DISQUS: 0