Üvey Piyanistler

Üvey Piyanistler

SHARE:

Dâhi çocuklarımızdan başka, çok değerli piyanistlerimiz vardır fakat halkımız bu piyanistleri,  bu   adları bilmez… Çünkü bu piyanistler resital verdi...

Dâhi çocuklarımızdan başka, çok değerli piyanistlerimiz vardır fakat halkımız bu piyanistleri,  bu   adları bilmez… Çünkü bu piyanistler resital verdiklerinde,

  • Hiçbir gazete
  • Onlardan haber vermez… hangi gün, nerede, hangi saatte.. bu kısa bilgi için bir tek satır bile

Hâl böyle olunca da , piyanistin konserini, candan arkadaşları, birkaç öğrenci, belki birkaç öğrenci velisi, davetliler bilir…Eninde sonunda 50, 60 kişi- en çok- salonda yer alırlar. Salona bakarsınız, kel kafaya benzer…

Eğer piyanist kültür sahifesi olan bir gazeteye telefon etmişse, adı, saatı, yeri kaydedilir….Belki de kaydedildiği söylenir.  Ama konsere bir tek muhabir gelmez…Gönderilmez… Tanınmamış bir piyanistin konserine gidecek, ne yazacaktır…

Fakat iyi niyetli bir gazeteci ise yanında çok nadir olarak foto muhabirini de götürür. Konser esnasında piyanistin etrafında dolaşır, çeşitli yönlerden flaş patlatarak resim çeker. Her patlayan flaşta piyanist dağılmamak için, gözleri kamaşıp klaviyeyi görememe tehlikesine karşı gayret sarfeder…Bütün amacı gazetede bir satır yazı çıkmasıdır. Resmin çıkması ise o, büyük bir torpil sorunudur…Tanınmamış olduğundan fazla ümidi yoktur. Muhabir bazen, konserden sonra gelir. Beylik sorular sorar… ona da eyvallah…Piyanist ertesi gün, birkaç gün sonra, ya da belirli gazetenin kültür sahifesinde bir kaç satır bir şeyler bekler…Nâfile!..

Muhabir büyük olasılıkla yazısını yazmış, yazı işleri direktörüne vermiştir… Bu muhteşem kişi, yazıya belki bakar, vicdan sahibi ise tanımadığı bu ismi etrafındakilere sorar, kimse bu adı tanımamaktadır…istikamet doğrudan çöp sepetidir.

Ey, muhterem ve muhteşem yazı işleri müdürü!… Gazetenin en önemli  işlerinden biri, tanınmamışları, bilinmeyenleri ortaya çıkarmak değil midir?…Çöpe giden piyanist, en az 10 yıl konservaturda okumuş, diplomasını bu uzun öğrenim yıllarının sonunda almış, çöpe giden konserin programını aylarca süren dikkatli ve saatler süren çalışmalarla ortaya çıkarmış, sonra da nasılsa, merhameten, kendisine bir konser imkânı verlmiş… bir salon lûtfunda bulunulmuş…

Bütün bu zahmetleri bir kerecik düşünmek yok mudur?… Çok mu zor, ya da tümüyle gereksiz midir?

 

Bu açıklamdalardan sonra su soru akla gelecektir…Bu piyanistlerin gazetelerin yazmasını gerektirecek, buna lâyık seviyeleri var mıdır?

VARDIR!..HEM DE NASIL?

İşte tanımadığınız birkaç isim vereceğim:

Evren Büyükburç Erol…resitalinin CD’sini bana gönderdi. Muazzam bir program ve bu programa lâyık hârika bir icra!…ilk bölüm, Liszt Sonat.. Piyano edebiyatının zirvelerinden biri… İkinci bölüm – aman allahım- Schumann fa minör fantezi…Korkunç bir eser… ilk bölümler  zaten zorluklarla dolu,  üç bölümden sonra eser bitti sanarsınız … Schumann 1,  4. bölüm, daha, önceki bölümlerden daha zor ve karmaşık bir bölüm ilâve etmiş…Evren Büyükburç, zorlukları yenmiş ve karşımızda büyük bir yorumcu olarak bulunuyor. Listz Sonat, ayni seviyede…Elimde CD’si var…Konserden doğrudan alınmış.. Tanrı aşkı için bir tek fos not yok… fakat sorun fos not sorunu değil…Evren Büyükburç’un  en yüksek uluslar arası seviyede gerçekleştirdiği  Listz ve Schumann yorumu  karşısında hayranlık duymamanın imkânı yok…

Gazetelerde konser hakkında bir tek satıra rastlamadık!

Bir öteki isim,  Ece Demirci… iki yıl önce CKM’de dinledik… Chopin si Minör sonatı icra etti: Bu eser  piyano edebiyatının zirvesinde bulunan bir öteki şaheser…İcra ve ifade en yüksek seviyede. Chopin, şiir dolu yazısıyla piyaniste bol bol ağlamak, cıvıklaşmak imkânı verir.

Ece ise bu ucuz ifade çarelerinden hiç birine yer vermemiş. Sağlam mimarisiyle, tekniğiyle,  adlarını  bildiğimiz, duyduğumuz yorumcuların seviyesinde… uluslararası seviyede idi… Hayranlık duyduğumuz  bir öteki piyanistimiz…elimde eserin CD’si var…bir çok kere dinledim…Konserdeki hayecanın aynini yaşadım…

Bu adı hiç duyan var mı?..Olamaz! Çünkü konserde bir tek muhabir yoktu…Sonuçta herhangi bir gazetede de bir tek satır aramanın gereği  kalmadı…

Bir üçüncü isim, Orçun Orçunsel…Piyanist ve ayni zamanda orkestra yönetmeni… Notre Dame de Sion  Fransız Kız Lisesi Orkestrasının daimi şefi…Muntazaman konserler  veriyor…  Gençliğin icabı olacak, dinamik bir şef…

Bu piyanisti tanıyalım: Doğuştan büyük bir kolaylığa sahip ve ayni zamanda gerçek bir müzisyen…İkisi bir araya gelince,  dünyada çok nadir icra edilen Bach’ın meşhur Goldberg variyasyonları, resitalinin tek eseri oluyor…30 çeşitleme… Eserin öyküsü şöyle: Uykusuzluktan şikâyet eden bir zengin, Möysö Goldbeg, Bach’a başvurur, müziğiniz bana iyi geliyor, uykumu getiriyor..bana uzun bir eser yazamaz mısınız?…Bunun üzerine Bach 30 çeşitlemeden oluşan -sanırım 1saat 10 dakikalık- bu eserini yazıyor: Goldberg Variyasyonları…Uzunluğu ve zorluğu dolayisiyle yıllar boyu ne Roma’da ne Paris’te ne de büyük konserlerin birinde dinledim….

Orçun’un resitalinin programı, bu eser idi. Her halde ülkemizde ilk.. Bunun bir olay olması, gazetelerin icradan önce bu eserin nadir çalınışlarından ilkinin verileceğini  duyurması gerekirdi… Bunun bir olay olduğu dile getirilmeliydi. Konserde bir tek muhabir yoktu… Hattâ senfonik konserlerinde alışılagelmiş dinleyiciler bile azalmıştı.

Orçun tanrı vergisi kolaylığı ile bu 30 çeşitlemeyi, halk deyimiyle, “su gibi çaldı”… Bilmem, bunun ne demek olduğu düşünülebiliyor mu? Herhangi bir tereddüt ya da bir fos not yoktu, tüm icra pırıl pırıldı… ama yalnız parlaklık değil,  gerekli olan müzik , Bach’ın içeriğindeki değişiklik, zenginlik, dinsel felsefe, mistisizim, mükemmel seviyelerde ortaya konmuştu: Müzik ve virtüozite beraberlerdi…Herşeyin üstünde 30 ayrı karakter ve 30 tür ayrı icra … Esas zorluk buradaydı. Bu uzun eseri sıkılmadan dinledik, asla uykumuz gelmedi…Hayranlık hislerimiz uyandı ve  yükseldi…

Konserde muhabir olmadığı  için gazetelerde tüm kitleyi uyaracak bir haber çıkmadı…. Halkımız bu genç piyanistimizi  tanıyamadı Ve ülkemizde Goldberg çeşitlemelerinin ilk dinletisi olduğunu öğrenemedi.

 

Yukarıda adını sıraladığım solistlerimizin CD’lerine, tanınan büyük isimlerden birinin  adını yapıştırın, hiç bir şey değişmez…Yani hayranlık ve merak hissiyle bu CD’ler alınır ve zevkle dinlenir. Bu düşünceye bir çok kereler vardım…Ayrıca adını saydığım bu üç kişinin dışında başka değerlerimiz de var… Hepsini sıralayamadım.

 

Çok üzgünüm, utanarak, buradan kendime geçeceğim… Bazı ortamlarda, bu ortamdaki kişiler dediler ve demektedirler ki, “Halûk Tarcan uzun yıllar Avrupa’da kaldı, hiçbir şey yapmadı”?!…Evet, Halûk Tarcan Avrupa’da uzun yıllar kaldı…Kimseden yardım görmeden!…

VE… Kendi imkânlarıyla Avrupa, Amerika ve Kanada’da  küçüklü, büyüklü 22 konser verdi…Bunu kim biliyor? Hiç kimse!… Çünkü, foto muhabirli konserlerim oldu, konserlerimin hemen yarısında muhabirler bulundu ama Halûk Tarcan’ın konser haberleri  yazı işlerinin çöp kutusuna gitti.

 

Biraz da eğlenelim: Avupa’da hiç bir şey yapmamış sayılan Halûk Tarcan bir yerli  orkestraya başvurmuştu. Kendisine solist seçen saygın bir kişi, tanımadığı için, tecrübesiz ve acemi sandığı Halûk Tarcan’a, “Önce İstanbul’da 10 kadar konser vermesi” tavsiyesinde bulundu…

 

Komedi devam ediyor… Halûk Tarcan konser talebi için, dolu bir dosya vermişti; içinde 22 konserden yarısının programları ve eleştiriler vardı…

Devam edelim…Dosyamda Münih’te Herkules Saal’de verdiğim resitalde kaydedilmiş  bir CD’m vardı ; 6 Debussy prelüd’den oluşuyordu.. Bu CD’yi nereye göndermiş isem bana hemen konser verilmişti: New-York, Münih, Varşova (iki kere çağrıldım), Montreal, vb… Çünkü bu şehirlerin solist seçicileri müzisyen idiler  ve CD’yi dinlemişlerdi!!!

VE…

CD’yi dinlemek için dosyamı açmışlardı!
Evet, İstanbul’da 10 konser vermem tavsiye ediliyordu…Ben, kısa pantolonuyla, diploması elinde bir acemi gibi hayâl edilmiştim; gerçek çok acı idi:

  • Solist seçen kişi, dosyamı açmamıştı bile…Açsa idi acaba, piyanodan elde ettiğim tınının, Debussy yorumumun farkında olacak mı idi?

 

İşte, üvey piyanistlerin  kısa öyküleri…

 

Halûk Tarcan

 

Not: Bana, piyanist olarak da değer vermiş olan Saygın Gazeteci Yalçın Bayer’in adını minnetle anmak isterim.


COMMENTS

WORDPRESS: 0
DISQUS: 0