Açılmayan Kapılar

Açılmayan Kapılar

SHARE:

AÇILMAYAN KAPILAR Üvey piyanistler yazımın   üzerine bazı müzisyenlerden telefonlar aldım bana, “konser bulma sefaletini de” yazmalısınız deniyordu… &...

AÇILMAYAN KAPILAR

Üvey piyanistler yazımın   üzerine bazı müzisyenlerden telefonlar aldım bana, “konser bulma sefaletini de” yazmalısınız deniyordu…

 

Bizler, konservatuar yıllarında önce öğrenci konserlerinde ilk sahne tecrübesini elde ederdik. O zamanlar Konservatuar öğrenci konserleri şehir Tiyatroları Komedi kısımında yapıldı. Maalesef bu tarihi ve yuvarlak içmimarisiyle yeryüzünde belki tek olan bina , yerine bugün hantal görünüşüüyle İstanbulun bu köşesinne zevksizlik ve görgüsüzlük timsali bir bina inşa edildi ; Tarih ve san’atı sadece para sanan kafalar tarafından…

 

Öğrenci konserinden sonra Eminönü Halkevi ve kadıköy halkevinde çalardık. Programımızı üç kere denemiş olurduk

Bu halkevleri de parti çekişmeleri yüzünden İstanbul’u tanımayıp onu kendini şehricilik mütehassısı sanan ve bu tarihi şehrin altını üstüne getiren bir kasabalı kişinin emriyle  yıkıldılar, halkevleri lağvedildi ve gençler için bu kültür yuvaları yok olunca kahvelere dağıldılar. Halkevlerinde ilk tiyatro san’ atçıları yetişmişti?…

 

Halkevlerinin yerine, genelde Beldiyeler bünyesinde bulunan Kültür Merkezleri açıldı.

VE

İstanbul Belediye reisliği buralara bünyesinde bulunan müdürlerden bazılarını tayin ettiler… Vaktile, istanbul Belediye Konservatuarının başına  belediyde işsiz kalmış olan – dikkat iyi okuyunuz- HÂL MÜDÜRÜNÜ tayin etmişlrdi..Ve bu müdür Avupa’da  Konservatuarlar Müdürleri toplantısına gitmişti, İstanbul Konservatuarını temsilen???…

 

Büyük kuruluşlar da bu modaya uydular Kültür Merkezleri organize ettiler.

Fakat Kültür Merkezine nasıl yaklaşırsın… Başlarında bir genel yönetimden müdür, sonra …Konser istemek için bir istida…Doldurmak üzere gönderilen basılmış istada piyanist için soru şudur :

  • hangi toplulukta çalışıyosunuz??!!… Solist piyanist diye bir kavram mevcut değildir!…
  • nereye ne yazacaksınız?. Pratik zekayla bir yerlere adınızı soyadınızı yazarsınız… fakat sorun bundan sonra başlar,
  • istidaya kim cevap vercek,
  • solisti kim seçecek

Kültür Merkezinin  komutanı, Çünkü ona yaklaşılamaz, daima toplantıdadır, çok çalışır evlât!? Bu tür müdürler – genel olarak- merkezi önce ticarî bir kuruluş olarak görürler, onların gözünde koskoca sahne müzik toplulukları tarafından doldorlabilirken,  Onu tek kişiy vermek …Önce

  • gözü doyurmuyor… Bu cevabı kulaklarımla işittim ve esası anlatabileceğim hiç bir imkân yoktu.. Hâni derler ya , “karşımdaki kişinin gözlerine baktığımda arkasındaki duvar görülüyor”…

Dosyanızı bu kişiler mi açacak?… açmazlar…bu iş için zamanları yoktur; Bu cevabı da kulaklarımla işittim…Bir Orkestranın yönetim kurulundaydılar…..

Dosyanız açılsa bile , ..nâfile!… belgeleri okumak değil, bakmazlar bile… Hele CD’niz varsa, kim dinleyecek kim değerlendirecek….

Büyük sonuç :

  • Aylarca ufak bir ümit için beklersiniz…Asla cevap gelmez

 

Bu kültür merkezleri asla Atatürk’ün kafasından çıkmış Halkevlerinin yerlerini alamadılar.. Gerçekten, Kültür Merklezler halkın evleri olamadılar

Yalnız nankörlük etmek istemem bu tarifin içine girmeyen nadir de olsa kültür Merkezleri olacaktır;

  • Cadde Bostan Kültür Merkezi gerçekten , çok yönlü kültür etkinliklerine, konser , tiyatro, çeşitli ve renkli konuşmalar ve dahası…en açık bir merkezdir ; benim için Kadıköy halkevinin yerini, çok daha geniş bir çerçeve ve imkân içinde tutmaktadır.. Onun için tek kalmış ve başvurunuzu değerlendiren bir kuruluş demek doğru olacaktır.

Büyük ve güzel salonu. Piyanistleri mutlu eden tam kuyruk konser piyanosuyla Konser verme zevki veren bir kültür merkezidir.

 

Kültür Merkezleri dışında başka kuruluşların da konser salonları vardır. Belki başlarında bir müzisyen bulunur ama oralarda çalabilmek için “tanınmış olma” ya da “yabancı bir piyanist” olmanız gereklidir.

Yoksa onların da yanlarına yanaşmazsınız…Sinirlenirler, dokunulmazlıkları vardır!?

Ben bir  zamanlar adımı “Alexi  Tarcanief”e değiştirmeyi düşünmüştüm…Annesi Rus, babası Türk… Çünkü, alexi çok güzel Türkçe konuşmaktadır… Arkadaşlar arasında çok eğlenmiştik.

 

Bir de konser için söz verenler vardır.. Fakat  verilen sözler hiç bir zaman gerçekleşmeyecektir…Sudan bahaneler, bir bir dizlip bir kolye meydana getirebilceklerdir.

 

Konservatuardan sevgili arkadaşım Piyanist Gülseren Sadak – aramızda bir melodi hattını en içten ifade eden, parmaklarıyla  değil kalbiyle çalan bir piyanisttir- bu tutulmayan sözlerden aklını kaybetme derecesine gelerek, hepsine birden

  • “ Canınız Cehenneme” deyip Kıbrıs’a  gitmiş ve  oraya  yerleşmiştir;Lefkoşada kendine bir muhit yapmış… Muntazaman konserler veriyor. Çok mutlu..

Orada, kültür seviyesi yüksek olduğundan programının  ve icrasının değerlendirilmesi de başka oluyor. Selâm Gülseren!..Devam Gülseren…

 

Bu İmkânsızlıklara rağmen piyanist olmak bunun için çalışmak ancak,Tanrınn verdiği müzik ve san’at aşkıyla açıklana bilir.

Konser hayatından ümidimi kestiğim için Kendimi ispat için CD yapmanın doğru olacağı kanaatına vardım ve hemen çalışmalara başladım…İlk CD’’im Beethoven Op.111, do minör piyano sonat” olacak ..martta çıkar sanırım.

Konsersiz kalmış piyansitlere, aslında tüm müzisyenlere selâm…

Halûk Tarcan

 


COMMENTS

WORDPRESS: 0
DISQUS: 0